Özet
Planlama, yalnızca fiziksel mekânın düzenlenmesinden ibaret olmayıp; sosyal, ekonomik ve hukuki boyutlarıyla birlikte değerlendirilmesi gereken kapsamlı bir süreçtir. Bu süreçte kamu yararı temel ilke olarak benimsenmektedir. Ancak planlama, niteliği gereği bireysel mülkiyet üzerinde çeşitli müdahaleleri beraberinde getirmektedir. Kişiye şey üzerinde geniş yetkiler tanıyan hak türü mülkiyet hakkı olarak tanımlanmaktadır. Toplumların mülkiyet hakkına bakışı, tarihsel süreç içinde değişim göstermiştir. Günümüzde ise mülkiyet hakkı, modern toplumun gereklilikleri çerçevesinde sınırlandırılabilir bir hak olarak kabul edilmektedir. Özellikle kamusal ihtiyaçlar, sürdürülebilir kentleşme, çevresel denge ve toplumsal düzen gibi gerekçelerle, modern hukuk sistemlerinde bu hak üzerinde çeşitli kısıtlamalar öngörülmektedir. Bu çalışma, planlama süreçlerinde mülkiyet hakkına yönelik müdahaleleri Türkiye ve Almanya örneği üzerinden karşılaştırmalı olarak incelemektedir. Her iki ülkede de mülkiyet hakkı anayasal düzeyde koruma altındadır. Türkiye'de mülkiyet hakkı, Anayasa'nın 35. maddesiyle güvence altına alınmıştır. Aynı şekilde, Alman Anayasası'nın 14. maddesi de mülkiyetin korunmasına ilişkin benzer bir güvence öngörmektedir. Her iki anayasal düzenleme, mülkiyetin yalnızca bireysel bir hak değil, aynı zamanda topluma karşı sorumluluk taşıyan bir kurum olduğunu vurgulamaktadır. Bu yaklaşım, kamu yararı ile bireysel haklar arasındaki ilişkinin dengeli ve bütüncül bir anlayışla ele alındığını ortaya koymaktadır. Türkiye'de 3194 sayılı İmar Kanunu kapsamında kamulaştırma, idari irtifak kurulması, ifraz ve tevhid, terk, arsa ve arazi düzenlemesi ile imar hakkı aktarımı gibi çeşitli plan uygulama araçlarının kullanımıyla mülkiyet hakkına müdahale söz konusu olmaktadır. Almanya'da ise benzer müdahaleler, özellikle arazi düzenlemesi ve kamulaştırma süreçlerinde ortaya çıkmaktadır. Bu araçların her biri, belirli hukuki koşullar altında ve genellikle sınırlandırılmış, denetim altındaki bir çerçevede uygulanmaktadır. Çalışma, plan uygulama araçlarının mülkiyet hakkına etkilerini karşılaştırmalı hukuk yöntemiyle inceleyerek, hem mevzuatın hem de uygulamanın ortaya koyduğu tabloyu bütüncül bir perspektifle analiz etmektedir. Bu karşılaştırma, farklı hukuk sistemlerinin mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasındaki dengeyi nasıl kurduklarını anlamaya imkân sağlamakta; aynı zamanda Türkiye'deki uygulamalara yönelik değerlendirici bir bakış sunmaktadır. Elde edilen bulgular, daha adil, ölçülü ve hak temelli planlama politikalarının geliştirilmesi açısından önemli ipuçları barındırmaktadır.