Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Açık Bilim, Sanat Arşivi
Açık Bilim, Sanat Arşivi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi tarafından doğrudan ve dolaylı olarak yayınlanan; kitap, makale, tez, bildiri, rapor gibi tüm akademik kaynakları uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar, Üniversitenin akademik performansını izlemeye aracılık eder, kaynakları uzun süreli saklar ve yayınların etkisini artırmak için telif haklarına uygun olarak Açık Erişime sunar.MSGSÜ'de Ara
Geleneksel yapılarda su hasarları ve müdahale yöntemleri
Özet
Bu çalışma, geleneksel yapıların su ile temasının neden olduğu etkileri ve bu durumun yol açtığı hasar türlerini kapsamlı bir şekilde ele almaktadır. Çalışmada, suya bağlı hasarların oluşum nedenleri, özellikleri ve yayılımı detaylı bir şekilde incelenerek bu tür hasarlara yönelik teşhis ve müdahale süreçleri sistematik bir çerçevede değerlendirilmektedir. Çalışma, uluslararası koruma ilkeleri doğrultusunda mevcut bilgi birikimini derleyerek, bu alandaki uygulamaların geliştirilmesine katkı sağlayacak bir temel oluşturmayı amaçlamaktadır. Geleneksel mimarlık, nesiller boyunca aktarılan bilgi birikimi ile deneyimlerin yerel çevresel ve kültürel koşullarla bütünleşerek biçimlendirdiği, işlevsellik ve estetik değerlerin dengelendiği, sürdürülebilir çözümler sunan bir üretim anlayışını temsil etmektedir. Bu bağlamda, geleneksel yapılar hem çevresel hem de kültürel uyumu temel alan yapım süreçlerinin somut bir temsilcisi olarak değerlendirilmekte, kullanılan doğal yapı malzemeleri aracılığıyla söz konusu uyumu fiziksel düzlemde görünür kılmaktadır. Bununla birlikte, geleneksel yapıların bünyesinde kullanılan doğal malzemeler, yapı malzemelerinin mikroyapısal özellikleri ve çevresel koşullar doğrultusunda zaman içerisinde çeşitli hasarlara uğramaktadır. Bu hasarların en temel nedenlerinden biri, suyun yapı bünyesine nüfuz etmesidir. Yapıya sızan su, yer çekimi, basınç farkları ve difüzyon gibi fiziksel kuvvetler tarafından yönlendirilerek kapilarite, penetrasyon ve kondensasyon gibi mekanizmalar aracılığıyla yapı malzemeleri içerisinde hareket etmektedir. Suyun malzeme bünyesine girişi ve hareketi; gözeneklilik, geçirgenlik, mineral bileşim ve su emme kapasitesi gibi özelliklere bağlı olarak, malzeme bünyesinde çeşitli fiziksel, kimyasal ve biyolojik bozulma süreçlerini tetiklemektedir. Bu süreçler sonucunda, malzemede hacim değişimleri, çözünme ve çökeltme reaksiyonları, biyolojik organizmaların gelişimi ve zamanla mekanik dayanımın azalması gibi olumsuz etkiler ortaya çıkmaktadır. Suyun yapı malzemelerine nüfuzu her malzeme türü için özgün bozulma mekanizmalarını beraberinde getirmektedir. Ahşap malzemeler, higroskopik yapıları nedeniyle suyu kolayca absorbe etmekte ve yüksek nem koşullarında mantar, küf ve böcek türleri gibi biyolojik organizmaların gelişimi için elverişli bir ortam oluşturmaktadır. Bu durum, malzemenin biyolojik bozulmaya uğramasına ve zamanla dayanım kaybı yaşamasına neden olmaktadır. Taş ve tuğla gibi gözenekli malzemelerde ise donma-çözülme döngüleri ile tuz kristalleşmesi süreçleri, yüzey erozyonuna, mikro çatlak oluşumuna ve yapısal bütünlüğün zayıflamasına yol açmaktadır. Toprak esaslı malzemelerde suyun varlığı, genleşme eğilimini artırırken, kuruma sürecinde büzülmeye neden olmakta ve bu dinamik hareketler sonucunda çekme gerilmeleriyle birlikte malzeme bünyesinde çatlakların oluşmasına sebebiyet vermektedir. Harçlarda ise suyun bağlayıcı özellikleri zayıflatması, mekanik dayanımın azalmasına ve malzeme bütünlüğünün kaybolmasına neden olmaktadır. Metal malzemeler açısından bakıldığında ise suyun varlığı, oksidasyon süreçlerini hızlandırarak korozyon oluşumuna yol açmakta ve bu durum kesit kayıplarıyla sonuçlanarak malzemenin yük taşıma kapasitesini azaltmaktadır. Yapı sistemleri düzeyinde, suyun malzeme üzerindeki bu etkileri yapısal sorunlara yol açmaktadır. Suyun temel, taşıyıcı sistem ve üst örtü bileşenlerine nüfuz etmesi; çatlak oluşumu, malzeme ve stabilite kaybı gibi olumsuz durumlara neden olmaktadır. Temellerde suyun etkisiyle meydana gelen farklı oturmalar ve toprak kaymaları, taşıyıcı sistemde strüktürel zayıflamalara ve stabilite sorunlarına yol açmaktadır. Üst örtü bileşenlerinde suyun sürekli etkisi, özellikle sızdırmazlık özelliklerini yitiren malzemelerde korozyon, çürüme ve kaplama kaybı gibi problemlere neden olmaktadır. Bu etkiler, yapı sisteminin tüm bileşenleri arasında zincirleme bir reaksiyona yol açarak, yapının genel dayanımını olumsuz yönde etkilemektedir. Tüm bu nedenler, geleneksel yapılarda suya bağlı sorunların anlaşılmasını ve bu sorunlara yönelik uygun müdahale yöntemlerinin geliştirilmesini kritik bir gereklilik haline getirmektedir. Suya bağlı hasarların uygun bir şekilde teşhis edilmesi, yapı sistemleri üzerinde meydana gelen hasar mekanizmalarının kapsamlı bir şekilde analiz edilmesini zorunlu kılmaktadır. Bu bağlamda, yapıların detaylı incelenmesi ve su varlığının net bir şekilde tanımlanması, sorunların teşhisinde temel adımlar olarak öne çıkmaktadır. Geleneksel yapılarda suya bağlı hasarların teşhisi, detaylı bir analiz sürecini gerektirmektedir. Bu süreç; veri toplama ve belgeleme, görsel inceleme, toplanan verilerin değerlendirilmesi, deneysel yöntemler ve veri analizi gibi aşamalardan oluşmakta ve yapıdaki nem sorunlarının kapsamlı bir analizini mümkün kılmaktadır. Bu süreçte, yapıya ilişkin envanter bilgileri, görsel inceleme bulguları ve laboratuvar test sonuçları bir araya getirilerek hasarın nedenleri, etkileri ve potansiyel riskleri belirlenmektedir. Elde edilen veriler doğrultusunda, uygun müdahale stratejilerinin ve önleyici önlemlerin geliştirilmesi sağlanmaktadır. Geleneksel yapıların korunmasına yönelik hazırlanan müdahale stratejileri, bu yapıların hem fiziksel dayanıklılığını artırmayı hem de kültürel ve tarihi değerlerini muhafaza etmeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda, su hasarlarının etkilerini en aza indirmeye yönelik stratejiler; yapıların korunmasını sağlamak, hasarın kaynağını ortadan kaldırmak ve yapı bileşenlerini iyileştirmek gibi temel amaçlara odaklanmaktadır. Ancak, bu stratejilerin uygulanabilirliği ve başarısı, yapı özelinde özgün çözümler geliştirilmesine ve bu çözümlerin bütüncül bir yaklaşımla uyum içinde uygulanmasına bağlıdır. Bununla birlikte, müdahale yöntemlerinin başarısı, yalnızca nitelikli şekilde uygulanmalarına değil, aynı zamanda bu uygulamaların düzenli olarak izlenmesine de doğrudan bağlıdır. Bu bağlamda, müdahale stratejilerinin etkinliğini değerlendirmek ve sürdürülebilir koruma sağlamak amacıyla sistematik ve kapsamlı bir izleme sürecinin yürütülmesi gerekmektedir. İzleme süreci kapsamında, yapı bileşenlerindeki nem oranı, tuz birikimi ve pH analizi gibi parametrelerin düzenli olarak ölçülmesi önem taşımaktadır. Bu süreçten elde edilen veriler, mevcut müdahalelerin etkinliğinin nesnel bir şekilde değerlendirilmesine ve gerektiğinde iyileştirme veya ek tedbirler geliştirilerek müdahale süreçlerinin optimize edilmesine katkı sağlamaktadır.
Koleksiyonlar
- Yüksek Lisans Tezleri [4245]















