Özet
Mekânsal planlamanın değişen içeriği kapsamında yeni kavramlar ortaya çıkmakta ve plancıya yeni roller atfedilmektedir. Planlamanın ilgisindeki güçlü kamusallık ve çoğulculuk fikirleri, yeni katılımcı pratikler, ayrımcılık ve yoksulluk karşıtı politikalar ve insani değerler savunusunu içine alan yeni tartışmalar daha adil olma arayışındadır. Mekânsal planlamada sosyal adaletin sağlanması konusu planlamanın ilkesel gerekliliklerini sorgulamaya açmaktadır. Bu sorgulamayı, dağıtıcı adalet ve hakçalık teorilerinden başlatarak gündelik hayata taşımak mümkündür. Bu şekilde sosyal adaletin soyut kapsamı aşılabilmektedir. Öte yandan mekânsal adalet teorik alanı, planlama için sınırlı etik çerçeveye indirgenmiş bir kamu yararı anlayışını dönüştürmenin imkânlarını barındırmaktadır. Konutun mekâna dair teorik bağlamlar arasında bağlayıcı bir rolü bulunmaktadır. Sosyal politika alanı mekânsal planlamanın sosyal adalet teorisiyle ilişkisinin tanımlı kılınması ve sosyal konutun bu ilişkideki yerinin ortaya çıkarılması için dayanakları barındırmaktadır. Sosyal konutun toplumsal dışlanma, yoksulluk ve toplumsal dezavantajlılık konularıyla birlikte bütünleşik bir yaklaşımla ele alınması gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmada öncelikle mekânsal planlamanın, sosyal konut ve sosyal politika bağlamlarında, sosyal adaletle kurduğu ilişkinin tanımlı kılınması amaçlanmıştır. İkinci olarak Türkiye'nin 1980 sonrası son dönemi için bir değerlendirme yapılacaktır. İlk aşamadaki kavramsal tartışmalar sonucunda elde edilecek ilkesel kapsamın daha ileri çalışmalar için kriterlerin belirlenmesinde altlık oluşturmaya imkân tanıması beklenmektedir.