Özet
Müzik sanatı geçmiş, bugün ve geleceği içinde barındırdığı için üç boyutludur. Sanat, yapısı itibarı ile bireysel olmanın yanında aynı zamanda toplumsallık arz eder. Sanatın bu durumu onu, salt "üstün yaratı" olmaktan çıkarıp, araştırılabilen, incelenebilen nesne konumuna sokar. Sanat böyle bir ortamda bilimsel alana yöneleceğinden, kendi içindeki sistematik bilgileri açığa çıkarır. Sanatın bilimsel yönüne en güzel örnek, şüphesiz müzikolojidir. Bu disiplin müziği çok yönlü ele alarak inceleyen, araştıran bir alan olarak "müzik sanatı" kavramının niteliklerine katkıda bulunur. Sosyal bilimlerin gelişmeye, yaygınlaşmaya ve kurumsallaşmaya başladığı 19. yüzyıl müzikoloji için de önemli bir dönemdir. Çünkü sosyoloji ve tarih disiplinlerinin kabul görmeye başlaması, müziğin de incelenip, araştırılabileceği düşüncesini doğurdu. Böylece yapılan müzikoloji çalışmaları, bilimsel bir kimlik kazanmaya yöneldi. Ülkemizde sürdürülen çalışmaların kurumsallaşması (resmileşmesi) Avrupa ülkelerine göre yenidir (1976). Müzikoloji, çalışmalarını her türlü müzik belgesine dayanarak sürdürür. Bu alanın en önemli ayağını geçmiş, yani tarih oluşturur. Tarihteki toplumsal olaylar, müzik dönemleri, tarih, sosyoloji vd. disiplinler ile birlikte ele alınarak incelenip, araştırılır. Böylece müzikoloji, kendi alanını disiplinlerarası düzeyde belirginleştirir.Ağırlıklı olarak tarih çalışması yapan bir disiplinin kendi tarihini yazmaması düşünülemez. Çünkü tarih bize bugüne geliş sürecimizdeki sosyal olayların ve sanat olaylarının bilgisini sunar. Ülkemizde müzikoloji tarihinin kurumsallaşması, 20. yüzyılın ikinci yarısına denk düşer. Bu döneme kadar çeşitli konularda çalışmalar olsa da, müzikolojinin resmileşmesi, Ege Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Musiki Bölümü'nün açılması ile (1976) gerçekleşir. Bu dönem ve sonrasının tarihsel ve sosyolojik açıdan ele alınıp, gelişmelerin belgelenmesi, müzikoloji alanının doğası gereği zorunludur. Böylece, bundan sonra yapılacak çalışmalar için bilimcilerimiz, araştırmacılarımız, tarihi belgeler konusunda daha az sıkıntı çekeceklerdir. Tüm bu nedenlerden dolayı, tarih ile iç içe olan müzikoloji disiplini kendi tarihi sürecini belgelemelidir. Bu çalışma böyle bir düşünceden yola çıkarak, eksikliğin giderilmesi yönünde atılan ufak bir adımdır.