Özet
Resim sanatının içerik, form / biçim, renk gibi önemli plastik sorunsallarından birisi sayabileceğimiz uzam; tarihsel süreç içerisinde belirli evrimler geçirmiştir. Sanatçılar, Antikiteden günümüze, resimsel imgenin salt uzamsal oluşumunu, tuval veya diğer satıhlarda, farklı farklı biçimlendirmeler ve sorunlara bulunan çözümlerle aşmaya çalışmışlardır. Batı resim sanatının başlangıcı olarak düşünebileceğimiz Erken Rönesans'tan itibaren sanatçılar, yapıtlannı yanılsamacı betimleme kurgusuyla oluşturmuşlarsa da Modernist sanata kadar nesnel uzama ve gerçekliğe bakış açılan mimetik kalmıştır. Modernizm ve sonrası resim sanatının uzamsal pratiği ile nesnesi, formel ve ifadeye özgü içselleşmeye koşut olarak mimetik yapıdan kurtulmakla beraber, özellikle Post-modem sanat formlannda, uzam tasviri, içerisinde bulunduğu mimari mekan ve çevre ile beraber değerlendirilmektedir. Aynca, tematik bağlamda bir uzam tasanmı olan ütopya kavramı ise doğrudan veya dolaylı bir biçimde resmin konusu olmanın yanı sıra, sanatçı tarafından kullanılan ideolojik bir söylemi de içermekteydi. Antikite düşünürlerinin tasarladığı İdeal Kent ile Devlet örgütlenmesi, Aydınlanma öncesi ve sonrası düşünülen ideal ve eşit sınıflar toplumu olan sosyal ütopya kavramı, çağımıza kadar sosyologların, düşünürlerin, politikacıların, mimarlann ve sanatçılann yapıtları ile eylemlerinde vücut bulmuştur. Post-yapısalcı söylemde ise yaşanılan çağın kaotik ortamında, ütopya tasvirleri, artık düşünürleri teskin etmemekte buna karşıt olarak Heterotopi, hiperteksf, distopya gibi kavramların içerisinde eritilmektedir. Bu olguya sanatçılar da kayıtsız kalmamışlardı.