Özet
Bu çalışmada amacım Batı'nın etkisinde gelişen Türk modernleşmesinin 19.yüzyıl ortalarından 20.yüzyılın ortasına kadar olan gelişimini kadın sorununu eksen alarak resim sanatı özelinde incelemektir.Batı'da ticaretin artışı, şehirlerin ortaya çıkması, coğrafî kesiflerin yapılması, üretim ölçeğinin manüfaktûr ve fabrikasyonla artması sonucu Ortaçağ feodal toplumu çözülmeye başlamış, üretim tekniği ve buna paralel olarak sosyal hayat köklü bir şekilde dönüşüme uğramıştır. Feodal toplumda hayatı malikâne içine hapsedilmiş bulunan kadın artık kapitalist üretim ilişkileri içinde erkekle benzer bir konuma sahip olan bir üretici haline gelmiştir. Bu süreç, kadının sosyal konumunu değiştirmiştir. Altyapıdaki bu değişim, bir yandan Batı'nın düşünsel ve sanatsal dünyasında kadının konumunun sorgulanmasına ve yeniden anlamlandırılmasına yol açarken bîr yandan da kadının kendi kimliğinin farkına varması sonucunu doğurur. Aydınlanma düşüncesiyle başlayan süreç 1789 Fransız Devrimi'yle kadın sorununun bilince çıkmasına yol açar.Bütün bu gelişmelerin Osmanlı toplumuna yansıması ancak 19. yüzyılın ortalarında başlar. Bunun altında Osmanlı toplumunun evriminin, batı toplumlarına benzememesi yatar. Merkezi devletin güçlülüğü, toplumsal kurumları değiştiren bir burjuvazinin doğmasını engellemiştir. Buna paralel olarak, pazar ekonomisinin gelişmemesi kapalı köy yaşamına dayalı Osmanlı toplumunu değiştirmemiş, kadının sosyal konumunda da uzun yıllar değişme olmamıştır.Konumuz açısından yukarıda saydığımız değişimlerin resim sanatına yansımasını önceden var olan soyut mitolojik kadın imgesi yerine somut birey olan kadın imgesinin artmasında görebiliriz. Bunun yanında artık sadece mitolojik ya da soylu kadın portreleri değil her kesimden kadının resmedilmeye başlanması söz konusudur. Artık kadın mitolojik bir güzellik simgesi ya da İsa'nın annesi olarak dinsel bir simge değil bizzat birey olarak resmedilmektedir. İlerleyen dönemlerde kadınlar sadece resmin nesnesi değil öznesi konumuna da geleceklerdir.