Mimar Sinan Fine Arts University Institutional Repository
DSpace@MSGSÜ digitally stores academic resources such as books, articles, dissertations, bulletins, reports, research data published directly or indirectly by Mimar Sinan Fine Arts University in international standarts, helps track the academic performance of the university, provides long term preservation for resources and makes publications available to Open Access in accordance with their copyright to increase the effect of publications.Search MSGSÜ
Buddhist çevre eski Uygur Türkçesi metinlerinde asli söz varlığı incelemesi
Abstract
Dil, bilindiği gibi insanı diğer yaratılmış canlılardan ayıran en önemli organdır. Elbette insan dışındaki varlıklarda da dil vardır. Fakat dili konuşma yetisi için kullanan tek varlık, insandır. Seslerin çıkartılmasında ve akabinde sözcüklerin oluşturulmasında aklıyla ve mantığıyla dilini kullanan varlık da yine insandır. Duygularını, fikirlerini kısacası kendini ifade etmekte insan dilini ve dolayısıyla sözcükleri aracı yapar. Sonuç olarak dil her zaman gizemini korumuş ve araştırılmaya çalışılmış bir cevherdir. Dil üzerine yapılan çalışmalar M.Ö VI-V. yüzyıllarda başlamıştır. Bu dönemden itibaren yapılan araştırmalarda dil felsefesi ve dilbilgisi konuları incelenmiştir. Dilbilimi bu çerçevede dinlerin anlaşılması, yaygınlaştırılması ile ilgilenmiştir. Zira din adamları da bu sebepten dolayı ilk dilbilimciler sayılmıştır. Bu ilk dilbilimciler kutsal metinlerin ve duaların doğru anlaşılması için üzerlerine düşen görevi, dilin düşünce ve ses yönü üzerinde durarak yapmışlardır. Dolayısıyla bu din adamları dil üzerine yapılan araştırmaların öncüleri olmuştur. 21.yüzyıla gelinceye kadar dil ile ilgili ses ve yapı üzerine birçok çalışma hem ülkemizde hem de diğer ülkelerde yapılmış ve halen de yapılmaktadır. Dilin düşünce yönü üzerindeki çalışmalar F.Bacon (XVII. yy), G.W. Leibniz (XVIII. yy), W.Humboldt (XVIII-XIX.yy) gibi düşünürler ve dilcilerin katkılarıyla yeni aşamalara yükselmiştir. Bununla birlikte 20.yüzyılın başlarında F.de Sassure dil çalışmalarına yeni bir soluk getirmiş, dil ve söz arasındaki fark üzerinde durmuştur. Kendisi dilin toplumsal, sözün ise bireysel nitelik içerdiğini ifade etmiştir. Dilin anlam yönüne eğilen bilim dalı olarak da ele alınması K.Reisig'le olmuştur. Dilde anlambiliminin temelinin sağlamlaştırılmasını ise M. Breal yapmıştır. Son zamanlarda anlambilimi tam olarak anlaşılmaya başlanmıştır. Türk dili alanında anlambilimi konularını dilbilgisi kitaplarında ele alan ilk kişi Tahir Nejat Gencan'dır (Dilbilgisi, TDK, İstanbul, 1966 ). Dilimizde anlambilimi konusu üzerinde durulmasının geç dönemde olmadığı Kaşgarlı Mahmud'un Divanü Lûgati't-Türk ve Ali Şir Nevai'nin Muhakemetü'l-Lugateyn eserlerinin varlığından anlaşılmaktadır (AKSAN 1978: 11-14). Önsözde bu bilgilerin verilmesindeki amacımız, dilin asli söz varlığına ulaşmamız için dilin anlambilimi ile art zamanlı bir incelemenin ürünü olduğunu kanıtlamaktır. Tezimizde, dilin asıl söz varlığını oluşturan etmenler; akrabalık adları, organ adları, doğayla ilgili adlar, hayvan adları, yemek adları, sayılar, renkler ve hareket-iş bildiren adlar sınıflandırılacaktır. Buddhism inancı çerçevesinde meydana getirilen eserlerin neşri üzerinde yapılan araştırmalar ışığında elde edilen veriler, art zamanlı olarak değerlendirilip etimolojik sözlüklerdeki taramalarımızdan da yola çıkılarak sözcüklerin yüzyıllar içerisindeki yolculuklarına eşlik edilecektir.Harf inkılâbının dayandığı temel güç bilindiği gibi Eski Anadolu Türkçesinin söz varlığıdır. Harf inkılâbıyla sadece yazı sistemi değil, söz varlığı da değişime girmiştir. Arapça ve Farsça sözcüklerin karşılığı olarak Eski Anadolu Türkçesi söz varlığı esas alınmıştır. Bu noktada, Eski Anadolu Türkçesi söz varlığının temelini de Eski Uygur Türkçesi söz varlığı teşkil eder. Çünkü Arapça ve Farsça sözcüklere karşılık olarak türetilen sözcüklerin ana kaynağını Eski Türkçe söz varlığı oluşturur. Bu sözcük türetme çalışmaları da Türk Dili Tetkik Cemiyeti tarafından yürütülmüştür. Özetle Eski Uygur yazı geleneği Türk dilinin her döneminde temel alınmıştır. Çağdaş Türk Lehçelerinde 'Güneydoğu Uygur Grubu' teriminde 'Uygur' adının kullanılmasından da Eski Uygur Türkçesinin farklı inanç ve coğrafyalara yansıdığı anlaşılmaktadır. Eski Uygur Türkçesi, her türlü açıdan Türk Dili Tarihi içerisinde en önemli dönemlerdendir ve ayrıcalıklı konumdadır. Eski Türkçe döneminin birinci dönemi olan Köktürkçe ile Orta Türkçe dönemi arasında tam bir köprü vazifesi görür. Bunun nedeni, Orhun Yazıtları ve Kutadgu Bilig 19.yüzyılın başında bulunmuştur. Eserlerin ortaya konuluş tarihleri göz önüne alınırsa aradaki boşluk Eski Uygur Türkçesi metinlerinin bulunmasıyla doldurulmuştur. Yine Eski Uygur Türkçesi dönemi; yoğun tercüme eserlerin çevirisi, tercüme edilen eserlerin tamamen Türkçe olmasına özen gösterilmesi, yapılan çevirilerle birlikte yeni kavram alanlarının oluşturulması ve tüm bunları yapacak bir edebi zümrenin oluşturulması ile Türk Dili Tarihinin hiçbir döneminde rastlanmayacak bir entelektüel yapının olduğunun açıkça göstergesidir. Tüm bu fikirleri çalışmamızın temeline oturtarak tarihsel ve modern Türk lehçelerinde kullanılan sözcüklerin ilk örneklerinin Eski Türkçede olduğunu ve yaşayışları, inançları, kültürleri ile çok daha yetkin bir dönemin; -Eski Türkçenin ikinci döneminin- Eski Uygur Türkçesinin Buddhism inancı ile oluşturulan eserlerindeki asli söz varlığına ait sözcüklerinin incelenmesi amaçlanmıştır.
Collections
- Yüksek Lisans Tezleri [4245]















