<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><feed xmlns="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
<title>MSGSÜ Sosyal Bilimler Dergisi</title>
<link href="https://hdl.handle.net/20.500.14124/6592" rel="alternate"/>
<subtitle>MSGSÜ Sosyal Bilimler Dergisi yılda iki kere yayımlanan, ulusal hakemli bir dergidir.</subtitle>
<id>https://hdl.handle.net/20.500.14124/6592</id>
<updated>2026-04-25T18:48:16Z</updated>
<dc:date>2026-04-25T18:48:16Z</dc:date>
<entry>
<title>MSGSÜ Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı 30 / Güz 2024</title>
<link href="https://hdl.handle.net/20.500.14124/6770" rel="alternate"/>
<author>
<name/>
</author>
<id>https://hdl.handle.net/20.500.14124/6770</id>
<updated>2024-12-03T05:44:05Z</updated>
<published>2024-01-01T00:00:00Z</published>
<summary type="text">MSGSÜ Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı 30 / Güz 2024
Editör: Doç. Dr. Yalçın Armağan
Editoryal Sunuş, Mehmet ŞİRAY*; Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi’nin bu sayısında “Eleştirel Estetik Tartışmaları”na odaklanıldı. Estetik, son iki yüzyılda sanat nesnelerini, deneyim biçimlerini ve sanat üzerine&#13;
düşünceleri belirlememizi mümkün kılan bir kategoriye verdiğimiz addır. Estetik alanı,&#13;
doğrudan sanat fenomenini ilgilendiren yapıt, alıcı, sanatçı, zamana ve mekâna ait deneyim&#13;
biçimleri, estetik yargı ve beğeni üzerinden tartışılabilir. Aynı zamanda, daha genel anlamda&#13;
duyusal alana dair duyumsama, duygular, etkileşim ve ilişkisellik üzerinden de&#13;
sorunsallaştırılabilir. “Güzelin ne olduğu” sorusu etrafında dönen estetik tartışmalar, çağdaş&#13;
estetik bağlamında “sanatın ne olduğu” sorusuna doğru radikal bir dönüşümü beraberinde&#13;
getirmiştir. Sanatın ne olduğuna ilişkin tartışma ise, bir yandan kendi içindeki estetiğe ilişkin&#13;
meselelerle hesaplaşırken diğer yandan dünyanın siyasi ve sosyal dönüşümüyle ilişkilenerek&#13;
güzel sorusunu tarihsel olarak askıya alır. Bu tavır, güzel kavramını ideal olarak düşünen felsefi&#13;
bir jargonun içinden sıyrılarak, estetik meseleleri daha çok kültürel, sosyolojik değişimlerin&#13;
sonuçları olarak düşünmeye başlayan bir çağa referans vermektedir.&#13;
Heterojen güçleri açığa çıkaran duyusal ve düşünsel düzenlemeler olarak anlaşıldığında,&#13;
estetik, yapma ve üretme biçimleri ve bunlara karşılık gelen görünürlük formları hakkında&#13;
düşünmenin de zemini oluşturur. Bu bakımdan, estetik düşünce, sanatın düşünülür ve görülür&#13;
formlarının ortak bir yaşam formu olarak önerilmesidir. Estetiği salt bir teori olmaktan çıkaran&#13;
bu görüş, onu bir organizma fikri üzerinden hem kendi tekilliği açısından hem de tarihsel bir&#13;
yapıda açığa çıkarmayı hedeflemektedir. Tüm bu bakımlardan, dergimizin bu sayısında&#13;
disiplinlerarası tarzda ele alınmayı gerektiren bir alan olarak estetik, felsefe, tarih, sosyoloji,&#13;
film çalışmaları, mimarlık ve sanat tarihi başta olmak üzere farklı disiplinlerin eleştirel katkıları&#13;
yoluyla tartışılmaktadır.&#13;
Bu sayıda yer alan makaleler öncelikle doğal güzellik ve yüce deneyimine referansla&#13;
estetik yargı, beğeni yargısı ve estetik değer üzerine eleştirel tartışmalara yer vermektedirler.&#13;
Estetik pratikler ile siyasal pratikler arasındaki paralelliklere odaklanan makaleler, estetik ve&#13;
siyaset ilişkisini estetik devrim fikri üzerinden mercek altına alarak estetik deneyim ve&#13;
duyumsamanın doğasına ilişkin yönelimleri anlam ve imge arasındaki krize referansla&#13;
sorgulamaktadır. Bedensel algı, ilişkisel estetik, bir düşünce rejimi olarak estetik gibi teorik ve&#13;
ampirik disiplinleri teşvik eden çağdaş estetik tartışmaları bu sayının merceğinde yer alıyor.
</summary>
<dc:date>2024-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</entry>
<entry>
<title>MSGSÜ Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı 29 / Bahar 2024</title>
<link href="https://hdl.handle.net/20.500.14124/5718" rel="alternate"/>
<author>
<name/>
</author>
<id>https://hdl.handle.net/20.500.14124/5718</id>
<updated>2024-10-31T13:42:31Z</updated>
<published>2024-01-01T00:00:00Z</published>
<summary type="text">MSGSÜ Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı 29 / Bahar 2024
Editoryal Sunuş&#13;
Esra DİCLE*&#13;
MSGSÜ Sosyal Bilimler Dergisi Bahar 2024 tarihli 29. sayısında “Duygu Çalışmaları”&#13;
konusuna odaklandı. On dokuzuncu yüzyılda kullanımı yaygınlaşan ve tarih içinde anlamı,&#13;
tanımlanış biçimi sürekli değişen duygu kavramı üzerine, özellikle son yirmi yıldır önemli&#13;
çalışmalar yapılıyor. Sosyoloji, antropoloji, tarih, ekonomi, felsefe, edebiyat ve toplumsal&#13;
cinsiyet alanındaki çalışmalar, duyguların bireysel olmaktan ziyade tarihsel, kültürel, kolektif&#13;
yönlerini ve kaynaklarını ortaya koymaya başladı. Duygu çalışmaları, duygularla ne yaptığımız&#13;
ve duyguların bize ne yaptığı sorusundan yola çıkarak tarih yazımının, siyasi söylemlerin,&#13;
modernlik deneyiminin, kolektif aidiyetlerin, bireysel ilişkilerin, benlik inşasının hangi&#13;
duyguların üretimi, dolaşımı ve yayılımı üzerine kurulduğu üzerine düşünülen, farklı&#13;
disiplinlerin bulgularıyla dönüşen bir alan oldu.&#13;
Bu dosyanın motivasyonu, duygu çalışmaları alanındaki potansiyelin en başta sosyal&#13;
bilimler ve sanat olmak üzere farklı disiplinleri kapsayacak şekilde ortaya çıkarılmasının hangi&#13;
imkânlar sunabileceği sorusuna dayandı. Bu doğrultuda kültürel, tarihsel, toplumsal ve bireysel&#13;
söylemleri biçimlendiren travma, yas, tanıklık, mutluluk, korku, umut, nostalji vs gibi tekil veya&#13;
kompleks duygu durumlarını, duygu çalışmalarının kuramsal, kavramsal ve terminolojik&#13;
zeminini oluşturan metinlerle diyaloğa girerek araştıran detaylı çalışmalar ortaya çıktı. Ele&#13;
aldıkları duygu repertuvarının farklı sanatsal-estetik formların üretilmesindeki belirleyiciliğini&#13;
tartışan; politik söylemlerin, iktidar ve muhalefet biçimlerinin duygu üretme ve yayma&#13;
pratiklerini görünür kılan; toplumsal cinsiyet rollerinin tanımlanmasında ve performansında&#13;
duyguların işlevini işaret eden araştırmalar ve tartışmalar bu dosyanın çerçevesini oluşturdu.&#13;
Dosyada edebiyattan sinemaya, dergicilikten modern sanata, dijital platform için&#13;
hazırlanmış programlardan sakatlık çalışmalarına kadar geniş bir alana yayılan ve duyguların&#13;
sosyolojik, estetik, tarihsel, politik boyutlarını sergileyen çalışmalar yer aldı. Dosyada bulunan&#13;
on iki yazıdan altısı edebiyat metinlerine odaklanıyor. “Mektup Aşkları’nın Duygu Dünyası:&#13;
Kadınların ve Erkeklerin Mektuplarında Aşk” yazısı Leylâ Erbil’in Mektup Aşkları romanında&#13;
“aşk” duygusunun faillerini odağa alarak mektuplar üzerinden kurgulanan aşkın toplumsal&#13;
cinsiyet rollerinin performansında belirleyici olup olmadığını çözümlüyor. “Kendine Ait Bir&#13;
Mutfak”ın Anlatısal İşlevi: Nezihe Meriç Öykülerinde Duymak, Düşünmek, Yemek ve&#13;
Duygular” yazısı, Bir Kara Derin Kuyu’daki öyküleri ele alarak Nezihe Meriç edebiyatında&#13;
duyuların nasıl uyandırıldığı, nasıl hızla değişebildiği ve neden bu kadar irdelendiği sorularını,&#13;
yemeğe ve mutfağa daha yakından bakarak cevaplamaya çalışıyor. “Kırılganlıkların Müellifi&#13;
Barış Bıçakçı” yazısı, Bıçakçı’nın romanlarındaki kırılganlık duygusunu dile getirirken müziği&#13;
nasıl kullandığı ve bunun sanatın alımlayıcısı olan okura nasıl yansıdığı sorularına cevap arıyor.&#13;
“Hissiyat ve Duyarlılık: Laurence Sterne’ün Duygu Yolculuğu’nda Mütehassis Papaz Yorick’in&#13;
(Hissî) Sergüzeşti” yazısı, Laurence Sterne’ün Duygu Yolculuğu adlı eserinin başlığında geçen&#13;
“sentimental” kelimesinin “Duyarlılık Çağı” olarak da adlandırılan on sekizinci yüzyılda&#13;
kazandığı anlamı etimolojik ve felsefî açıdan araştırıyor, ardından Yorick karakterinin&#13;
hislerinin önemini, eserin alımlanması ve felsefî arka planının incelenmesi yoluyla analiz&#13;
ediyor. “Halid Ziya ve Tevfik Fikret’te Hissiyatın Takdimi: ‘Yüce’ Nesne ile Karşılaşmalar”&#13;
yazısı, Halid Ziya ve Tevfik Fikret’in eserlerinde yücenin Servet-i Fünun’daki duygu rejimiyle&#13;
bağlantısı incelenmektedir. “Halit Ziya Uşaklıgil’in “Dilhoş Dadı” Öyküsünde Kölelik ve&#13;
Ötekilik” yazısı bir yandan anlatıcının Dilhoş adlı Afrika kökenli dadısını hatırlama biçimine&#13;
ve dadısıyla duygudaşlık kurma çabasına odaklanırken diğer yandan metnin duygu&#13;
repertuvarının, amaçlanan duygudaşlığın sınırlılığına nasıl işaret ettiğini tartışıyor.&#13;
Dosyada yer alan iki sinema yazısında biri olan “Love” in Three Colors: “White” from&#13;
Chela Sandoval’s Perspective on Social Justice” yazısı ABD'li üçüncü dünya feministi Chela&#13;
Sandoval tarafından geliştirilen ezilenlerin metodolojisi ışığında filmi inceleyerek, öznenin&#13;
sabit bir varlık olmadığını, aksine güç ilişkileri ve toplumsal dinamikler tarafından&#13;
şekillendirilen akışkan ve karmaşık bir sürecin sonucu olduğunu öne sürüyor. Diğer yazı,&#13;
“Scratch and Mark: Affective Intermediality Towards Mathilde” film çalışmalarında&#13;
duygulanım ve medyalararasılık kuramlarını harmanlayarak filmde duygusal tepkiler&#13;
uyandırmak için çok çeşitli medyalararası unsurların nasıl kullanıldığını araştırıyor.&#13;
“Duygularla Yüklü Bir Mekân Olarak Ev: Yaşayan Evlerin Programı “Daire” yazısı,&#13;
“Daire” adlı Youtube’da yayınlanan ev programının izleyenlerde ne tür duygular uyandırdığını,&#13;
izledikleri evler hakkında ne hissettiklerini anlamaya çalışarak ev güzelleştirme pratiklerinin&#13;
kişiler için ne ifade ettiğini, evin benlik sunumu ile ilişkisini tartışıyor. “Mutluluk, Pozitif&#13;
Psikoloji ve Akış: Sara Ahmed Üzerinden Pozitif Dergisi Analizi” yazısı Pozitif: Kişisel&#13;
Gelişim Rehberiniz dergisinde mutluluk, pozitif psikoloji ve kişisel gelişim temalarıyla ilgili&#13;
yayımlanan çok sayıdaki yazıya odaklanarak pozitif psikolojinin mutluluk kavramına&#13;
yaklaşımındaki sorunları Sarah Ahmed’in “akış” teorisi üzerinden ortaya koyuyor.&#13;
“Nesillerarası Aktarılan Travmanın Kıbrıs Sanatındaki Yansımaları” başlıklı yazı, Kıbrıs’ta&#13;
1963-1974 yılları arasında yaşanan çatışma sonrasında bölünmüş olan adanın kuzeyinde&#13;
yaşayan, farklı nesillerden üç sanatçının çalışmalarına odaklanarak savaş ve bölünmenin&#13;
yarattığı travmanın bu sanatçıların çalışmalarındaki etkisini inceliyor. “Sakatlık, Duygular ve&#13;
Toplumsal Karşılaşmalar” yazısı, yüzdeki sakatlıklara odaklanarak sakatlık çalışmaları ve&#13;
duygular sosyolojisi alanlarının kesişim noktasında bir tartışma yürüterek bir kişinin sakatlığı&#13;
ile duyguları arasındaki ilişkinin yalnızca o kişinin psikobiyografik yapısından&#13;
kaynaklanmadığı, aynı zamanda başkalarının sakatlığa ilişkin duygularından, algılarından ve&#13;
önyargılarından etkilendiğini işaret ediyor.&#13;
Dosyanın oluşmasında yoğun emekleri bulunan dergi editörlerine, dosyaya destek&#13;
vermeyi kabul eden hakemlere ve duygu çalışmalarına katkı sunan yazarlara teşekkür&#13;
ediyorum.
</summary>
<dc:date>2024-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</entry>
<entry>
<title>MSGSÜ Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı 28 / Güz 2023</title>
<link href="https://hdl.handle.net/20.500.14124/5586" rel="alternate"/>
<author>
<name/>
</author>
<id>https://hdl.handle.net/20.500.14124/5586</id>
<updated>2024-10-31T13:42:31Z</updated>
<published>2023-01-01T00:00:00Z</published>
<summary type="text">MSGSÜ Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı 28 / Güz 2023
Editoryal Sunuş Ali KAYAALP* Mertkan KARACA**&#13;
Doğruyu yanlıştan ayıran ölçü, kriter, kanun, kural gibi anlamlara gelen kanon, Antik Yunan’dan beri dolaşımda olan bir kavramken, sonrasında kutsal kitapların doğruluğunu göstermek için kullanılır. Zamanla seküler ve beşerî bir niteliğe bürünür; çeşitli bilim ve disiplinler içinde anlamın kapsamı açısından genişlik kazanır. Bu bağlamıyla kanonun, bilhassa kıta Avrupası için tanıdık bir kavram olduğu söylenebilir: Klasik Çağ’da, Yunan heykeltraş Polykleitos’un Κανών (Kanon) isimli metni, insan figürünü betimleyen bir heykelde uyulması gereken kuralları anlatıyordu. Metnin kendisi günümüze gelememekle birlikte, belirlediği kurallar Polykleitos’un Δορυφόρος (Mızrak Tutan Erkek) heykelinde somutlaşır: bu, kanonlaşmanın en erken tarihli örneklerindendir. Çünkü Polykleitos’un eserlerinin, özellikle de bu heykelinin güçlü etkisi kendi dönemiyle sınırlı kalmamış, Roma döneminin sanatını da yoğun biçimde etkilemiştir ve yankıları Rönesans döneminin heykellerinde dahi sezilir. Kanon, tam da böylesi bir olgudur: ölçüyü belirler, en iyi ve en yüksek nitelikli unsurlardan bir seçki hazırlar, bu unsurlara erişmenin yol ve yordamını saptar ve hepsinin bileşkesinden bir hiyerarşi kurgular. Bu hiyerarşi, asırlar boyunca canlı kalarak bir kültürün veya medeniyetin temel müktesebatını şekillendiren temel unsurlardan biri olabilir. Polykleitos’un metni ve heykeli, kanon olgusunun belirleyiciliğine ve uzun ömürlülüğüne iyi bir örnektir. Edebiyat ve sanat kanonları, ulusal kültür açısından sürekli dolaşımda kalması arzulanan yapıtların bir listesini sunarak onların toplumca benimsenmesini sağlar ve bu sayede ulusal kolektif belleği kurma zemini hazırlar. Kolektif belleğin inşa süreci takip edildiğinde, kanonu oluşturan eserlerin tartışılması teklif edilemez estetik üstünlüklerinin belli saiklere istinat eden anlatılar bütünü olduğu daha açık şekilde ortaya çıkar. Son yıllarda kanonların bilhassa Avrupa-merkezci, ilerlemeci ve erkek egemen kahraman anlatılarına ciddi eleştiriler getirilmiş, revizyonist çalışmaların ortaya çıkışı ile bu anlayış yerini kanon karşıtı ve küresel bir anlatıya bırakmaya başlamıştır. Özellikle 1960’lardan itibaren doğrudan “kanon” kavramı kullanılmasa da post-kolonyalist, feminist, postmodernist ve küresel yaklaşımlarla yerleşik kabul edilen yapıtların kanonlaşma süreçleri incelenerek ve çepere itilmiş sanatçılara işaret edilerek kanona itirazlar dile getirilmiştir. Türkiye özelinde düşünüldüğünde, kavramın yaygın biçimde kullanımıyla ilgili tartışmalar genel olarak yakın tarihli olsa da kanonlaşma eğilimlerinin kökenini daha öncelere, ulus inşasına yönelik teşebbüslerin somutlaştığı dönemlere götürmek mümkündür. “Millî bir edebiyat” oluşturma çabalarını kanonlaşma teşebbüslerinden bağımsız okumak pek mümkün değildir. Hasan Âli Yücel’in yönetimindeki Tercüme Bürosu tarafından Türkçe’ye çevrilen klasiklerin, önemli ölçüde Batı’ya özgü bir kanonu Türk okurlara tanıtmak gibi bir amaç güttüğü söylenebilir. Millî Eğitim Bakanlığınca belirlenen 100 Temel Eser gibi seçkiler, devletin öngördüğü bir edebiyat kanonu meydana getirme gayretinin ürünü sayılmalıdır. 1937’de kurulan İstanbul Resim-Heykel Müzesi, kanon kavramının Türkiye’de henüz dillendirilmediği bir dönemde, ulusun millî sanatını belirleyen bir kurucu odak olarak Cumhuriyet’in ilk ve en temel kanonik anlatılarındandır. Sanat kanonunun diğer belirleyici unsurlarından sanat yazarlığı ve yayıncılığı, özellikle Türkiye’de genel bir sanat eleştirisinin kurumsallaşamayışından ötürü, erken dönemde kanonlaşmayı daha az etkilese de 1980’lerde yeni ve eleştirel tarih yazımlarının ortaya çıkışıyla ağırlığını hissettirmiştir. Son 20 yılın birikimine istinaden yabancı dillerde yayımlanmış çalışmaların kısmî etkisinden bahsedilebilirse de kanonu yeniden üreten çalışmalar hâlâ baskındır. Kanon ve kanonlaşmanın, karşı-kanonun ve alternatif kanonların tespiti ve revizyonist bir değerlendirmeye tabi tutulması konusunda sessizliğin sürdüğü söylenebilir. Sanat ve sanat tarihinde Avrupa’nın modern düzenine göre ilerlemeci ve evrimsel temelli bir büyük anlatıya entegre olma gayretinin Türkiye’de kanon oluşumuyla ilişkisine, edebiyat alanında ise Cumhuriyet’in ilanından bugüne özellikle ulusal kültür yaratmak amacıyla bir edebiyat kanonu kurma, Türkçe’nin klasikleri üzerinde uzlaş(ama)ma ve estetiğin özerk bir alan olarak kabulüne gösterilen dirence dair tartışma devam ediyor. MSGSÜ Sosyal Bilimler Dergisi’nin bu sayısı, kanon olgusunu özellikle Cumhuriyet’in 100. Yılı bağlamında değerlendiriyor. Türkiye’de kanonun ve kanonlaşma süreçlerinin politik ve estetik mülâhazalarını hiyerarşiler, ulusal anlatılar, mücadele, müdahale ve müzakereler, gruplaşma ve dışarıda bırakılma stratejileri gibi farklı eksenler üzerinden değerlendiriyor ve 100 yılın muhasebesini yapmayı öneriyor.
</summary>
<dc:date>2023-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</entry>
<entry>
<title>MSGSÜ Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 2, Sayı 27 / Bahar 2023</title>
<link href="https://hdl.handle.net/20.500.14124/5478" rel="alternate"/>
<author>
<name/>
</author>
<id>https://hdl.handle.net/20.500.14124/5478</id>
<updated>2024-10-31T13:42:31Z</updated>
<published>2023-01-01T00:00:00Z</published>
<summary type="text">MSGSÜ Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt 2, Sayı 27 / Bahar 2023
Editoryal Sunuş: MSGSÜ Sosyal Bilimler Dergisi, Bahar 2023 tarihli 27. sayısında “Müzikolojide Güncel Arşiv Çalışmaları” konusuna odaklandık. Arşiv çalışmaları son yıllarda tarih, sosyal bilim ve sanat disiplinlerinin yoğun ilgi gösterdiği, varlıkları ve çıktılarıyla bilimsel ve sanatsal üretimi tetikleyen bir alan hâline geldi. Bu yönüyle “arşiv” denen mekanizma tüm işleyişi ve varlıklarıyla disiplinlerötesi bir mevzuya dönüştü. Hazırladığımız bu sayısı ile arşivin yapısını tüm bileşenleriyle kavrayan müzikoloji ve etnomüzikoloji disiplinlerindeki uluslararası üretime yeni bir bakış yöneltmek&#13;
en büyük arzumuz. “Müzikolojide Güncel Arşiv Çalışmaları”nın alanyazını müzik malzemesinin tanımı, müzik malzemesinin türü, arşiv materyallerinin yazılı ve görsel-işitsel çeşitliliği,&#13;
kurumsal ve kişisel arşivlerin yapısı ve işleyişi, arşivlerdeki müziksel malzemelerin korunması&#13;
ve sürdürülebilirliği vb. gibi geniş bir yelpazeyi kapsıyor. “Maddi kültür” ve müzik materyalleri, arşivlerdeki yazılı, sesli ve görsel-işitsel kayıtlar müzik dokümanları, müzik materyallerinin&#13;
arşivlenmesi sorunsalı, müzik arşiv materyallerinin edisyon kritiği, müzik elyazması kültürü,&#13;
araştırma, yaygınlaştırma ve yayın, dijital koruma, konservasyon ve içerik yönetimi, dijital insan&#13;
bilimleri, kataloglama ve birlikte çalışılabilir meta veri, müzik, ses ve görsel-işitsel arşivlerin geçmiş ve güncel politikaları, “Arşiv” olgusuna müzik kültürü üzerinden eleştirel yaklaşım gibi alt&#13;
başlıklarla çıktığımız çağrıya ulusal ve uluslararası pek çok güncel proje, tamamlanmış doktora&#13;
ve post. doktora çalışmasının çıktılarını veya doğrudan arşivlerin içinden seslenen arşiv emekçilerinin bireysel çalışmalarını kapsayan makale başvuruları yapıldı. Makalelerin çoğu Osmanlı ve&#13;
Cumhuriyet dönemi Türkiye’sinin çok kültürlü, çok dilli, çok etnisiteli ve aynı zamanda çok Terminolojiye haiz müzik stillerini kucaklayan sınırlar ötesi müziksel arşiv materyalleri üzerinedir.&#13;
Çalışmaların sınırlar ötesi olma hali bu çalışmaların uluslararası kurumsal ve kişisel arşivlerdeki&#13;
yazılı, sesli ve görsel-işitsel malzemeyi sunması ile araştırmacıların uluslararası akademi dünyasında bu topraklarla ilişkilenen mevcut malzemeyi ilgi alanlarına almalarından kaynaklanır.&#13;
Ben de bir arşiv emekçisi olarak bu sayının tüm arşiv emekçilerinin çalışmalarını teşvik etmesini&#13;
dilerim. Bu sayıya emeği geçen başta dergi editörlerimiz ve yardımcısı ile yazar ve hakemlerimize teşekkürü borç bilirim. Nihan TAHTAİŞLEYEN
</summary>
<dc:date>2023-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</entry>
</feed>
