Özet
Aşk tüm medeniyetler ve çağlarda benzer hisler uyandıran bir kavram olsa da sanat eserlerinde, kültürlere ve medeniyetlere göre biçim ve içerik olarak ele alınışı bakımından farklılıklar göstermiştir. Bir tema olarak kimi zaman mitolojik, kimi zaman edebi referanslarla ele alınmıştır. Antik Yunan'dan başlayarak Orta Çağ, Rönesans, Romantizm ve 19. yüzyıla kadar uzanan bu çalışmada, aşkın hem bireysel hem de kolektif duygu durumları üzerindeki etkilerinin ve bu duyguların figüratif sanat eserlerine nasıl yansıdığının incelenmesi amaçlanmıştır. Rönesans döneminde, idealize edilmiş form anlayışıyla sanat eserlerine yansıyan aşk teması, sadece dinsel bir tema olmanın ötesine geçerek, insanın doğasını ve duygularını keşfetme aracı olarak kullanılmıştır. İnsan merkezli bir dünya görüşüne doğru yönelim ve kilisenin dogmatik sınırlarının ötesine geçiş, aşkın daha özgür bir şekilde ifade edilmesini sağlamıştır. Barok dönemde, daha dramatik ve hareketli kompozisyonlarla, ışık ve gölge kullanımının güçlü etkileriyle resmedilmiştir. Aşk temasının bu dönemdeki işlenişi sayesinde, toplumsal normlar ve cinsiyet rolleri hakkında da yeniden düşünülerek, kadın ve erkek figürlerin sanat içindeki temsilleri ve rolleri de dönüşüme uğramıştır. 18. yüzyıl ve Romantizm'le birlikte aşk, daha bireysel ve subjektif bir tema olarak ele alınmaya başlanmıştır. Bu dönemde aşk tasvirleri, sanatçının iç dünyasının bir yansıması olarak, edebi ve poetik unsurlarla zenginleştirilmiş; hüzün, özlem, tutku gibi duyguların daha derinlemesine işlenmesine olanak tanınmıştır. Resim sanatında aşk temasının işlenişindeki tüm bu dönüşümler, tarihsel süreçte toplumsal normatif yapının dönüşümüyle paralel ilerlemiştir.