Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Açık Bilim, Sanat Arşivi
Açık Bilim, Sanat Arşivi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi tarafından doğrudan ve dolaylı olarak yayınlanan; kitap, makale, tez, bildiri, rapor gibi tüm akademik kaynakları uluslararası standartlarda dijital ortamda depolar, Üniversitenin akademik performansını izlemeye aracılık eder, kaynakları uzun süreli saklar ve yayınların etkisini artırmak için telif haklarına uygun olarak Açık Erişime sunar.MSGSÜ'de Ara
Osmanlı Devlet Teşkilatı'nda padişah hocalığı (XVII. Yüzyıla kadar)
Özet
Osmanlı hanedanına mensup her erkek evlât, hükümdârlık özelliğine sahip olabilmesi gayesiyle özel bir eğitime tabi tutulmuştur. XVII. asra kadar istikbâlde devleti yönetecek olan her bir şehzâde, belli bir yaşa geldiğinde eğitimlerinin bir parçası olarak yöneticilikte tecrübe ve deneyim kazanabilmek için bir sancağın yönetimini alıp burada sancak beyi olarak görevlendirilmiştir. Sancaklarda şehzâdeye idârî ve askerî eğitiminden sorumlu olan lâlâlar eşlik etmiştir. Şehzâdenin yanında bulunan ve onların her türlü idârî ve askerî eğitiminden sorumlu olan lâlârın yanı sıra yanlarında kültürel eğitiminden mesûl olup muhtelif ilimleri tahsil etmesini sağlayan bir de hocaları olmuştur. Talebesi olan şehzâde, tahta cülûs ettikten sonra da ders verme vazifesi devam eden bu hoca, "hace-i padişâhî" unvanı alarak padişah hocası olmuştur. Hocanın vefatı durumunda ulemâ arasında başka bir hoca seçilmiş ve bu kişi, padişah hocası olmuştur. Hocaların yeteneklerinin keşfedilmesi ve bu vazife için seçilmesinde; saray ve tebaası ile kurulan dostluk ve özel tanışıklık gibi münâsebetler etkili olmuştur. Bununla birlikte hocaların ilmî seviyeleri, çeşitli meziyet ve kabiliyetleri de hocalığa seçilmelerinde tesir göstermiştir. Bu etki, kimi zaman hocaların çeşitli hüner ve yeteneklerini sergileme olanağı bulduğu padişah huzurunda gerçekleşen bir ilmî münâzarada kimi zaman ise ulemâ tarafından padişaha tavsiyeler ile kendini göstermiştir. Saraydaki ulemâ sınıfının başında gelen hocalık makamının tabiatı gereği en aslî vazifesi, padişahın muhtelif ilimleri tahsil etmesini sağlamak olmuştur. Sadece padişahın ta'lіm ve terbiyesinden sorumlu olmayan söz konusu makam, bir taraftan sultanın tahsîli ile meşgûl olurken diğer taraftan müderris, kadı, müftü, kazasker şeyhülislâm gibi Osmanlı ilmiye sınıfını oluşturan ulemânın yetiştirilmesinde ehemmiyeti inkâr edilemez bir fonksiyon üstlenmiştir. Hocaların, bir diğer vazifesi ise devlet idaresine ilişkin hemen her konuda padişaha danışmanlık ederek onu yönlendirmek olmuştur. Nitekim Fatih'in Kânunnâmesi'nde "serdâr-ı ulemâ" ve "müsteşâr-ı umûr-ı dîn ü dünyâ" olarak nitelendirilen hocalar, Kânunnâme'deki bu ifade ile din ve devlet işleri konusunda onlarla istişârenin devlet idaresinde keyfî bir uygulama değil, aksine uyulması gereken bir kâide olduğu ortaya koyulmuştur. Bu sebepten bu pâye ile hocalar, devlet işlerinde karar verilirken ciddi bir istişâre muhatabı olmuş, yönetim ve siyaset alanının her vechesinde yorumları ve yönlendirmelerine başvurulmuştur. Bu durumun tabii bir neticesi olarak zamanla makamın siyaset ile olan ilişkisi artmış ve hocalar, devlet idâresinde çok güçlü bir nüfuz elde etmiştir. Bilhassa, XVI. yy'nın ikinci yarısından sonra hocalık makamı, çok farklı bir mevzû ve üslûpta karşımıza çıkmış, ilmî yaşamın yanı sıra devletin siyâsî ve idârî hayatına yön veren bir kurum hüviyetine bürünmüştür.
Koleksiyonlar
- Doktora Tezleri [824]















