Özet
Bu tez, İstanbul'daki orta sınıfa mensup ve yüksek kültürel sermayeye sahip Suriyeli kadın mültecilerin ev kurma deneyimlerini, duyusal etnografi yaklaşımıyla ve çoklu mekânsal ölçeklerde inceler. Ev, sabit ve idealize edilmiş bir fiziksel mekân değil, bedensel, duygusal ve toplumsal etkileşimlerle şekillenen ilişkisel bir süreç olarak ele alınmaktadır. Araştırma, ev kurma sürecinin konutla sınırlı kalmadığını, topluluk merkezleri, mahalleler ve kent merkezleri gibi yarı-kamusal ve kamusal alanlara da yayıldığını ortaya koyar. Çalışma, duyusal etnografi, duyusal yürüyüşler ve derinlemesine görüşmelerin etkileşimli biçimde kullanıldığı, bedensel, duyusal ve duygusal deneyimlere odaklanan bir yöntemsel çerçeveyle yürütülmüştür. Katılımcılar açısından ev kurma süreci yalnızca geçmişe dair nostaljinin yeniden üretimi değil, aynı zamanda yeni yaşam olasılıklarının hayal edildiği, kimliklerin ve aidiyet biçimlerinin dönüştüğü bir deneyimdir. Özellikle kentli ve bağımsız bir yaşam tarzını benimseyen orta sınıf kadınların, bu süreçte hem tanıdık unsurları hem de yeni mekânsal ve duyusal deneyimleri benimsedikleri görülmüştür. Bulgular, konut içi mekânlarda kişiselleştirme ve rutinler aracılığıyla süreklilik sağlandığını, topluluk alanlarında sosyal dayanışmanın öne çıktığını, kentsel ölçekte ise geleceğe dair umutların ve özgürlük ideallerinin ev kurma sürecine katkıda bulunduğunu göstermektedir. İstanbul'un kültürel çeşitliliği ve kozmopolit değerleri, kadınlara özerklik arayışlarında uygun bir aidiyet alanı sunarken, yasal güvencesizlik ve ayrımcılık bu süreci kırılganlaştırmaktadır. Suriyeli mültecilerin ev kurma deneyimleri, sınıf, toplumsal cinsiyet, etnisite, yaş, din ve eğitim gibi kesişen toplumsal eksenlerde şekillenmektedir. Bu tez, ev kurma olgusunu çok ölçekli ve ilişkisel bir süreç olarak ele alarak, Türkiye'deki göç araştırmaları literatürüne özel-kamusal ayrımını aşan yeni bir kavramsal çerçeveyi tanıtır. Kültürel sermayesi yüksek Suriyeli kadınların deneyimlerine odaklanarak, göçmen temsillerindeki homojenliği sorgular; göçmen deneyiminin toplumsal cinsiyet ve sınıf temelli çeşitliliğini ortaya koyar. Ayrıca, göç ile ev arasındaki ilişkiyi beden, duyular ve mekân üzerinden tartışarak duyusal araştırma yöntemlerinin potansiyelini vurgular.