Abstract
İlk çağlardan itibaren yaşadığı dünyayı anlamlandırmaya çalışan insan duygu ve düşüncelerini kayalara, mağara duvarlarına çizdiği resimlerle ifade etmeye çalışmıştır. Ardından fildişinden, taştan ve kilden heykeller yapmıştır.Klan düzeninde yaşayan topluluklarda, kadın-erkek ilişkilerinde iktidar mücadelesi yoktur. Barışçıl olan bu topluluklar için birliktelikleri ve dayanışmaları çok önemlidir. Erkekler ava giderken, kadın toplayıcılıkla ilgilenir, erkeklerin getirdiği besini pişirir, eşit paylaştırır.Doğayı gözlemleyen kadın, tarımın da yaratıcısı olacak, doğurganlığı toprağın bereketiyle özdeşleştirilecek ve toprak ana olarak anılacaktır.Geniş tarıma geçişle beraber, anaerkil düzen yerini ataerkil düzene bırakır. Geniş kalçalı ana tanrıça heykelciklerinin yerini, fallus imgesinin vurgulandığı tanrı heykelleri alır.İdealize edilmiş kadın heykelleri yontulurken, Yunan ve Roma toplumunda kadın köleden farksızdır. Tek tanrılı dinlerin de baskısıyla günahkar kadın Rönesans'la beraber annelik görevleri vurgulanan, alçak gönüllü, namuslu kadına dönüşmüştür. İdeal anne ve erdemli kadın olarak Madonna İtalyan Rönesans sanatının temel konularından biri olmuştur.Yüzyıllarca hayatları ev içinde sınırlı kalmış kadınlar, sanayi devriminin etkisiyle, erkeklerle beraber fabrikalarda kamusal alana dâhil olmuşlardır. Ekonomik özgürlüklerini kazanmaları, bilinçlenmelerine ve örgütlenmelerine yol açmıştır.Gelişen sanayi, değişen ekonomik güçler ve savaşlar, kadınların rollerinde de değişim yaratmıştır. Savaş zamanı ucuz işçi ve önemli işgücü sayılan kadından, savaş sonrası meydanı erkeklere bırakması, çocuk doğurması beklenmiştir. Savaş zamanı propaganda aracı olarak gelişen reklâm sektörü, ikinci dünya savaşı sonrası kadınlara evlere dönmesi çağrısını yaparken aynı zamanda bakımlı ve güzel olmalarını da önermektedir. Renkli sinema ve Pop Art'ın gelişmesi seks ikonları yaratmış, metaya dönüşen kadını medyanın vazgeçilmez malzemesi yapmıştır.Bu yıllarda kadınlar- feminizmin de etkisiyle- hayatın her alanında olduğu gibi sanat alanında da kendi durumlarını sorgulamaya başlarlar. Sanatçılar kadın sorunlarından yola çıkarak yaptıkları işlerde erkek egemen sistemi de eleştirirler.